İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Model Zarya Azadi: Moda dünyası siyasi kaygıların da podyumudur

Jînda Zekioğlu

1980’lerin ortalarında, bugün sular altında kalan Hasankeyf yakınlarındaki onlarca Ezidi köyü zorla boşaltıldı. Yüzlerce insan, inançlarının ve uluslarının kabulünün dile getirilmesi bir yana, huzuru bozdukları gerekçesiyle köylerini terk etmek zorunda kaldı.

Birçoğu Avrupa’ya göç etti.

Zarya Azadi’nin ailesi de onlardan biriydi. Kendisi henüz 3 yaşındayken göç ederek Almanya’ya yerleşen ailesinin, bir başka ülkede tutunma çabasını bebek yaşlarından itibaren teneffüs ederek büyüdü. Evlerinde her zaman Kürtçe konuşuldu ve Ezidi inancını, bu inanca mensup insanların yaşadıkları zorlukları her zaman bilerek, duyarak, nesilden nesile aktarılan bu travmayı bir miras olarak kabullenerek, bunun için mücadele etmeyi tercih etti.

Zarya Azadi bugün; Miss Germany, Miss Oxford, Top Model Worldwide ve Top Model UK gibi yarışmalarda derece alan; yolu, Londra Royal Albert Hall’den, Etiyopya Moda Şovu’na, Pakistan Moda Haftası’ndan UNICEF defilelerine, Güney Afrika podyumlarına çıkan profesyonel bir model ve manken.

Azadi ile, geçirdiği çocukluğu, toplumsal temsiliyetin gücünü, Kürt Ezidi bir kadın olarak iç ve dış baskılara bakış açısını ve kararlarında kendisini besleyen bu mirası konuştuk.

Sevgili Zarya, ailen Batmanlı. Bildiğim kadarıyla Batman’ın Ezidi köyleri tamamen boşaltıldı. Senin ailen nasıl yaşadı bu süreci?

Akrabalarımın çoğu çiftçi, çoban veya inşaatçı oldukları için, doğaya, hayvanlarımıza yakın yaşamaya alışkınız. Geleneksel yemeklerimiz, dokumalarımız, kültürümüz, el sanatlarımız açısından çok yetenekli bir nesildi göçe zorlanan.

Ebeveynlerimin o zamanları dayanışma ve barış içinde, basit ihtiyaçlarla mutlu, bir arada yaşayan, kendi kendine yeten bir topluluktu.

Üç yaşıma bastığımda ailem Batman’ı terk etti ve Almanya’ya göç ettik. 1990’da göç, şimdi olduğu kadar gelişmiş veya olağan değildi. Ailem göçmenlik süreci hakkında hiçbir şey bilmiyordu ve biz de herhangi bir destek almadık. Mücadelemiz bizi entegre etti diyebilirim. Ekonomik ve sosyal olarak bütünleşmemize yardımcı oldu. Alman okullarına gittik ve çoğumuz ilk dilimiz olarak Almancayı aldık ama Kurmancî ailelerimizle konuşuldu ve geleneğimiz hâlâ evde uygulanıyor.

Büyümek, nereye ait olduğunuzu gerçekten bilmeden aynı anda iki dünyada yaşamak gibiydi. Bugünlerde, pek çok başarılı, eğitimli ve iyi entegre insanlar görebiliyorum, ancak yine de gelişmeye derin bir ihtiyaç görüyorum.

2008 yılında Batman’ın boşaltılmış Ezidi köylerini ziyaret ettim. Ezidiler, AİHM kararı ile Türkiye’yi cezalandırarak dönme hakkını aldı. Ancak zorunlu göçe maruz kalan insanların, dinsel farklılıkları hâlâ tehdit oluştururken dönmeleri ne kadar mümkün?

Kişisel deneyimim bana tarihin tekerrür ettiğini ve köklerime geri dönme duygularımın büyük ölçüde bir topluluk olarak ne kadar gelişebileceğimize ve bağımsız bir ülke olma olasılığımıza bağlı olduğunu öğretti. Yüzyıllardır varlığımız, dilimiz ve dinimiz reddedildi. Biz hâlâ etnik bir azınlığız. Bu sosyal ve politik sorunlar hâlâ var ve bu sorunlar çözülmedikçe, geleneğimize ve kültürümüze saygı duyan ve bizi bağımsız, güçlü bir ulus olarak kabul eden bir ortamda kendi kendimize karar vermiş bir yaşam sürdürülemedikçe geri dönme riskiyle karşı karşıya kalacağım.

‘ÇOĞU ZAMAN KENDİ TOPLUMUMA BİLE KENDİMİ SAVUNMAM GEREKEBİLİYOR’

Oxford Brookes Üniversitesi’ne gittin, ailenden ayrıldın ve kendi ayaklarının üzerinde durmayı başardın. Üstelik okurken modellik yapmaya da başladın. Genel olarak Kürt ve Ezidi kadınlar, kariyerlerini sosyal bilimler, siyaset ya da sanat alanlarında -kendilerinin ve çevrelerinin dogmalarıyla- yönetiyorlar. Moda kariyerin, seçimlerin nedeniyle yargılandın mı?

Topluluğumun yanı sıra, her zaman kendimi ve yaptıklarımı, neden yaptığımı açıklamam gerekiyordu. Eğitim alanım gayrimenkul yönetimi; lisans derecemi tamamladım ve o dalda da çalıştım. İş dünyasında önemli bilgi ve deneyimler kazandım. Fakat modellik de bir iş. Londra’daki eğitimim sırasında başladığım modellik kariyerim sırasında, modellerin işlerini, kariyerlerini de ülkelerinin ekonomik değeriyle orantılı kazandıklarını fark ettim. Çoğu insan Kürdistan hakkında ya da benim etnik kökenim hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Bu da modellik yolumu farklı ve benzersiz kılıyor. Bu benzersizlik, benim toplumumda bu kadar tartışmalı olmayan, yurtdışında okuyabilen ve modellik konusunda kariyere sahip bir Kürt kadın olarak hikayemin de bir parçası. Kabul ve itiraz el ele gider, bu yüzden çoğu zaman kendi topluluğumun önünde kendimi savunmam gerekiyor ama aynı zamanda pek çok olumlu geri bildirim ve destek de tecrübe ediyorum, bu da bana doğru yolda olduğumu kanıtlıyor. Bana kalırsa değişiyoruz.

Mesleğine profesyonel yaklaşımın çok değerli. Peki bu alan senin için neden önemli?

Moda endüstrisinde kendimi ilk denemeye karar verdiğimde, bunun nedeni temsil edilme fırsatını görmüş olmamdı. Büyürken, Kürt toplumu içinde, moda endüstrisinde eksiklikler gördüm. Aktif bir model olarak, Kürtleri temsil etme platformu oluşturabileceğimi düşündüm. Bunun bir parçası olarak moda endüstrisine dahil oldum ve şu anda Kürt tasarımcıları ve modelleri için yeni fırsatlar sağlamak adına kullandığım uluslararası bir ağ ve sürdürülebilir iş ilişkileri oluşturabildim. Moda aracılığıyla kendimizi ifade edebiliyoruz ve Kürtler olarak dünya tarafından görülmeye ve tanınmaya değer olan tasarımlarımızı gösterebiliyoruz. Bu da beni, vizyonumu gerçekleştirmeye sevk ediyor.

‘MODA DÜNYASI SİYASİ KAYGILARIN DA PODYUMUDUR’

Popüler inanışın aksine artık moda dünyası, gündeminde ne kadar politik altyapı varsa, o kadar çok dikkat çekiyor. Bunlardan biri, 2014’te Afrika’da kadın sünnetine adanan Paris Moda Haftası’ydı. Modayı siyasi kaygıların da taşındığı bir podyuma dönüştürmek mümkün mü sence? Bu bir çelişki olarak değerlendirilebilir. Sen ne düşünüyorsun?

Modayı, gördüğü ilgi nedeniyle kesinlikle siyasi kaygılar için bir podyum olarak görüyorum. Modanın bu konuları tartışmak için bir alan olduğunu düşünmüyorum, ancak önemli konularda farkındalık yaratmak ve eğitim vermek için bir platform olduğuna inanıyorum. Bunu yapmanın güzel ve huzurlu bir yolu olduğunu hissediyorum.

Neden Kürt olarak daha önemli olduğunun altını çiziyorsun?

Bizim gibi azınlıklar adına, kültür ve geleneğin kişisel hikayelerle birleştiği bir ifade biçimi yaratıyor. Üretim alanında moda siyasi kaygılarla çelişkili değil bana kalırsa. Özellikle olumlu bir değişim yaratarak niyet güdüldüğünde… Moda, tarih boyunca bir dizi kadın hareketini içinde barındırarak ilgi uyandırmayı başardı. Bu nedenle moda, siyasi tutumlar açısından bir “tehdit” olarak görülebilir, ancak bu bile bazen gereklidir. Buna karar vermek için dünyada neler olduğunun farkında olmamız gerekiyor ve moda yoluyla farkındalık yaratabiliriz.

Moda ve sınıfsal kaygılar arasındaki çelişki nasıl ortaya çıkıyor peki?

Çelişki ancak niyet doğru belirlenmezse ortaya çıkar. Bu durumda, moda yoluyla aktarılan mesaj, sesin daha yüksek çıkmasına fayda sağlar ve yaygınlaşmasını sağlar. Bir devinim yaratır. “Kürdistan’ın Gizli Güzelliği” isimli defilemiz, siyasi ve sosyal kaygılarımızı hayata geçirmeye çalışıyor. Öncelikle kültürümüzü, sanatını ve yeteneğini sergiliyoruz ama bu süreç, her tasarımcının Kürt tarihini ve mirasını çalışmalarına yansıtmasının neredeyse kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Koleksiyonlarında Kürt kadın mücadelesinden, geleneksel kumaşlardan ve kültürümüzün birçok önemli noktasından esinleniyor.

Müzisyen Nina-Simone’un “Yaşadığımız zamanları yansıtmak bir sanatçı görevidir” ifadesi, yaklaşımı, paylaşmaya çalıştığım duyguyu mükemmel bir şekilde tanımlıyor. Bunun bizim için anlamı büyük, moda tutkumuzu dünyaya yaymak adına benzersiz bir araç.

Bu bağlamda ne tür sosyal sorumluluk projelerine ilgi gösteriyorsun?

İspanyol sivil toplum örgütü Mundo Cooperante ile işbirliği içinde kadınlara yönelik baskı, kadın sünneti, çocuk yaşta evlilik ve zorla evlendirme konularında aktif olarak farkındalık çalışıyorum. “Mirasınızı Geliştirin” isimli bir kampanya başlattık. Aynı zamanda toplumumuzdaki kadın rolünü ve cinsiyet eşitsizliklerini vurguluyor. Bu nedenle House of iKons ekibiyle “Red Ribbon” adında bir editoryal fotoğraf çekimi yaptık. Sadece Kürt toplumu değil, Türk, Arap, Afgan, Hint ve Çin kültüründe de bir kadının bekaretinin ailelerinin şeref ve temsiliyle çok güçlü bir bağlantısı olduğuna dair yanlış bir inanış var. Kadınların kültürlerinin ve geleneklerinin bir parçası olarak evlenene kadar bekaretlerini korumaları bekleniyor. Bu söylenmemiş kuralı çiğnemenin sonuçları, genellikle aile içi şiddete ve bazen daha da ötesine varır.

“Red Ribbon” koleksiyonu kadın mücadelesi adına neden önemli?

Kırmızı kurdele doğu toplumlarında düğün töreni sırasında gelinin beline sarılır. Bekaretini ve ailesinin onurunu kanıtlayan bir simgedir. Farklı kültürlerdeki sosyal kaygılar konusunda farkındalık yaratması beklenen koleksiyonları giyen farklı modeller olarak bu kırmızı kurdeleye dikkat çektik.

Her biçimde ve herkes için eşitliğe inanıyorum. Cinsiyet, ten rengi, etnik kimlik ya da cinsel yönelim, bir insanın dünyadaki başarısını veya “değerini” belirlememelidir. Bu noktada sorumluluk almayı tercih ettim. Olumlu bir değişim yaratmak için bir insan, bir Kürt-Ezidi kadın olarak benim için önemli bir sorumluluktu.

Bu nedenle BM vakıf girişimi Girl Up Campaign ile de temasa geçtik ve Girl Up Arap Dünyası Koalisyonu’nun bir parçası olan Girl Up Kurdistan’ın Kulüp Lideri oldum. Bu kampanya aynı zamanda birçok ülkede eşitliğin önemini vurgulamaktadır. “Kızlar yükseldiğinde hepimiz yükseliriz” sloganıyla yol aldık. Yerel ve uluslararası toplumumuzdan gelen hareketi desteklemek için ilginç genç kadınların daha çok aramıza katılmasını istiyoruz. Girl Up Kurdistan’a katılmak isteyenler doğrudan @girlupkurdistan’daki Instagram hesabından bizimle iletişime geçebilirler.

‘TRAVMATİK MİRASIMIZI BİR İLHAM OLARAK KABULLENDİM’

“Kürdistan’ın Gizli Güzelliği” koleksiyonundan biraz bahsettin ancak onu daha ayrıntılı dinlemek isteriz.

Bir gün çocuklarıma ne bırakacağımı düşündüğümde, kendime sorular sordum. O sorular beni bu yolculuğa çıkardı. 2018’de modaya yeniden başlamaya karar verdiğimde farklı bir bakış açısına sahiptim artık. Hâlâ Kürt-Ezidi mirasıma karşı talihsiz kötü muameleler ve yanlış anlamalar yaşıyorum ama hayal kırıklığına uğramak yerine bundan beslenmeyi tercih ediyorum. Hatta, bu travmalarla dolu mirasımızı da bir ilham olarak kabullendim.

House of iKons Fashion Week London CEO’su Savita Kaye ile konuştuğumda, 2 günlük uluslararası moda etkinliğinde kendi Kürtçe solo segmentimi oluşturmamı istedi. Kürdistan’ın Gizli Güzelliği böylece ortaya çıktı. House of iKons, Londra’daki defilede; büyük final olarak Çin ve Tayland gibi birçok ülkeye yer verdi. Kültürümü ve toplumumu temsil etmek için bu fırsatı kaçıramazdım, bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki Kürt tasarımcılara ulaşarak Kürt solo bölümünü çalıştık. A la mode by Ala Hacı, İnci Hakbilen, Yadê Couture by Sadiye Demir, Atelier by Khoshkar Horre, Bahar Yasin Studios, g.seven by Gülistan Taylan, Yıldız Stoffe, Joan Badrkhan Design ve JoJo işbirliğiyle Braut & Abendmode, Nesrin Hasan gibi 8 Kürt modacı ve kumaş tedarikçimiz var. Tüm bu Kürt moda tasarımcıları, hepsi Kürdistan’ın farklı bölgelerinden geldikleri ve farklı dini geçmişlere sahip oldukları için Kürdistan’ı moda içinde birleştiriyorlar. En önemlisi, bu bir yarışma değil. Kürt halkı olarak paylaştığımız benzersizliğin ve çeşitliliğin bir kutlaması. Benimle birlikte bu uzun yolda çabayla yürüdükleri için her biriyle gurur duyuyorum.

Sevgili Zarya, IŞİD’in Şengal saldırısından sonra binlerce Ezidi topraklardan göç etti. Bu göç seni de derinden etkiledi. İşine bir süre ara verip Almanya’daki ailenin yanına döndüğünü biliyorum. Nesilden nesile aktarılan bu katliam, göç ve entegrasyon zorlukları sizde başka acıları da tetikledi sanırım?

Bu sadece hayatımı yeniden değerlendirmemi sağladı, bir şeyi tetikleyen bir olgu değildi ancak daha net görmemi sağladı diyebilirim. 2014’te Şengal’deki Ezidi cemaatimize IŞİD tarafından yapılan soykırım haberini ilk duyduğumda çok sarsıldım. Hayatımda ilk defa ailemin neslinin endişelerini gerçekten anladım. Aileme ve toplumuma yakın olmam gerektiğini hissettim. O zamanlar hâlâ İngiltere’de yaşıyordum, daha yeni mezun olmuştum. Kendimi çok yalnız hissettim çünkü etrafımdaki insanların çoğunlukla bunun biz Ezidiler için ne anlama geldiğini anlayamıyorlardı. Müslüman dostlarımın, Ezidi cemaatine karşı dayanışma eksikliğini hissettiğimde yalnızlığım ve hayal kırıklığım zirveye ulaştı. Ailemle birlikte olmak için İngiltere’den ayrılmaya karar verdim.

Almanya’ya döndüğümde, ait olduğum toplumun travmalarının yeniden tazelendiğini görmek, buna şahit olmak zordu. Bizim açımızdan hiçbir şey değişmemişti! Akrabalarımın aylarca kontrolsüzce ağladığını gördüm. Ebeveynlerim kendilerinden sonraki kuşaklara da neler yapılabileceğini görmeye zorlandı. Almanya’da güvenli bir alanda haberleri izlemek ‘daha az acı verici’ değildi. Bize yapılanları yeniden yaşarken, yine de normal hayatımıza devam etmemiz gerekiyordu, ama bunu dünyanın toplumumuz üzerinde ne kadar adaletsiz olduğunu bilerek yaptık.

‘SOYKIRIM İLE TOPLUMSAL BASKI ARASINDA FARK YOK’

Kadınların yaşadıkları da ayrıca bir Ezidi kadın olarak seni etkiledi sanırım?

Kesinlikle! Bir noktada tüm bunların Kürt kadın mücadelesini nasıl yeniden etkilediğini anladım. Kültürümüzde, kadınların korunmasına dair anlayış hakkında düşünme yoluna girdim ancak bu nihayetinde sadece bizim için, biz kadınlar üzerinden bir cezalandırma biçimiydi. Bir soykırımdan sağ çıkmak, sonuç olarak kendi toplumumuz tarafından ezilmekten çok da öteye düşüyor mu, bilemedim. Gelişmenin yolu bu değil, onu iyi biliyorum.

Bu travmayı dönüştürme biçimin çok değerli bana kalırsa. Peki, İngiltere dahil Avrupa’nın Kürt ve Ezidi politikaları hakkında ne düşünüyorsun?

Benim kuşağımın çoğu Avrupa’da doğdu ve bu çevreye çok bağlı hissediyor. Bu da genç kuşağın kendini desteklenmiş ve önemli hissetmesini gerekli kılıyor. İngiltere veya genel olarak Avrupa, Kürt toplumunu olabildiğince ve yapılması gerektiği gibi desteklemek için doğru girişimlerde bulunmadı diye düşünüyorum.

Almanya’da yaklaşık 1,5 milyon Kürt yaşıyor, bu Avrupa’daki en büyük temsil! Ancak hâlâ bizim hakkımızda insanlar çok az şey biliyor. Medya Kürdistan’da ne olduğunu neredeyse hiç göstermiyor veya yaptırımlar uygulanmıyor.

Kürt toplumunun her alanda temsil ihtiyacı olduğunu görüyorum ve gerçekten beni kendimi geliştirmek adına besleyen önemli bir olgu bu.

Nobel Barış Ödülü’nün Nadia Murad’a verilmesi bu bağlamda sana ne hissettirdi? Bu ödülün Kürt ve Ezidi toplumu için önemi nedir?

Nadia Murad’ın 2018’de Nobel Barış Ödülü’nü kazandığı an, çok duygusal ve gurur verici bir andı. Bu, alabildiğimiz en yüksek temsil biçimiydi. Ailesini kaybetmiş olması ve Ezidiler için, adalet için mücadele ediyor olması dikkate değer ve Kürt toplumu için çok önemli. Özellikle Ezidilerin imkanlarını gerçekleştirmek için daha fazla temsilciye ve rol modele ihtiyacı var.

‘AMACIM EZİDİLERE YÖNELİK BASKIYI GÖRÜNÜR KILMAK’

Biraz da tersten bakarak sormak istiyorum, profesyonel bir model olarak Ezidi kimliğinin kariyerinde bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı olduğunu düşünüyorsun?

Amacım, Kürt toplumuna yönelik baskıyı görünür kılmak. Bu baskının var olduğu konusunda bir farkındalık yaratmak. Azınlıkları dışarıda bırakmadan barış içinde biraradalığın sağlanması. Zulmü sona erdirmek ve böylece yeniden farkındalık yaratmak zorunda kalmayalım. Maalesef mirasımız baskı altında ve bu benim kimliğimin bir parçası, bu yüzden bir değişim için çalışıyorum. Kendini, mirasını geliştirmeyi arzulayan Kürt-Ezidi bir kadın olarak tanıtmanın ardından çoğunlukla sorgulanan yüzler geliyor. Avantajlar veya dezavantajlar gerçekten benim bakış açıma bağlı.

“Mirasınızı Geliştirin” sloganını kullanmanız dikkat çekici. Nedir senin kuşağına kalan miras?

Kendi mirasımı geliştiriyorum ve başkaları için hâlâ varlığımızın dahi tartışmalı olduğu bugün bile bu mirasın varlığı ile yaşam kararlarımı ve yolumu çiziyorum. Bizi bir millet olarak kabul edene dek devam edeceğim bir yol bu. Tabii bu anlamda kadınların güçlenmesini daha çok istiyorum. Eşitliği savunuyorum ve gerçekleşene kadar gündeme getirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım olumlu bir değişim sağlayabiliriz. Ne pahasına olursa olsun inancı için savaşan biri olarak hatırlanmak isterim, çünkü kendim ve topluluğum için daha iyisini istiyorum.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın